
Sevilen biri hayatında bir kere ölür, sevilmeyen biriyse her gün, defalarca... Ben, bu sözün yakıcı gerçeğini henüz çocukken göğsüne mühürlemiş, o mühürle edebiyatın eşiğine varmış biriyim.
1999 yılında, Azerbaycan’ın kadim toprağında, Gence’de açmışım gözlerimi dünyaya. Upuzun anlatılacak bir çocukluğum olmadı benim; neşesi az, hüznü çok bir masaldı yaşadığım. Anneannemin dizinin dibinde, sevgisizliğin o buzdan tadını çok erken yaşlarda dimağıma kattım. O günlerde ruhuma kazınan travmalar, bugün kalemimi tutan ellere güç verdi; beni genç bir edebiyatçı kıldı.
Eğitim yolum yarım kaldı; ortaokul mezunu bir genç olarak hayatın içine atıldım. Bir zamanlar bu diplomadan, bu eksik kalmışlıktan utanç duydum, boynumu büktüm. Lakin sonradan anladım ki asıl mektep insanın kendi içindeki uçurumlarmış. Şimdi açık öğretimle o yarım kalan yolu tamamlarken asıl diplomamı yazdığım bu satırlardan alıyorum.
İki yıl boyunca sabırla, inatla ve her şeyden öte büyük bir cesaretle bu ilk romanımı dokudum. Yaşar Kemal’in dediği gibi: 'Benim için yazmak, karanlığa bir kibrit çakmaktır.' Ben de bu iki yılın sonunda, içimdeki o kör karanlığa, ruhumun dehlizlerine bir kibrit çaktım ve o aydınlığı size sundum.
Bu kitap bir utancın değil, küllerinden doğan bir cesaretin hikâyesidir.
