
1981 yılında, bir memur çocuğu olarak ailesinin memleketi olan Burdur’dan farklı bir şehirde, Kayseri’de dünyaya gelmiştir. İlk ve ortaöğrenimini Akhisar’da tamamladıktan sonra fen lisesi eğitimi için Isparta’ya gitmiş, ardından Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde tıp eğitimini tamamlamıştır.
Mekanik düşünme yapısına sahip, mühendislik bakış açısına daha yakın ve ezber yeteneğinin güçlü olmadığını düşünen biri olarak başladığı tıp fakültesinde, özellikle ilk iki yıl yoğun bilgi yükü nedeniyle oldukça zorlu bir süreç geçirmiştir. Ancak üçüncü sınıftan itibaren tıp eğitimine olan ilgisi ve motivasyonu artmış, eğitim süreci keyifle devam etmiştir. Fakülte yıllarında karşılaştığı her staja büyük ilgi duymuş, ancak sonrasında hiçbir branşa tam anlamıyla ait hissedememesi nedeniyle uzmanlık alanı seçimi konusunda kararsızlık yaşamıştır.
Mezuniyetinin ardından, “Öncelikle iyi bir genel doktor olunması gerekir” düşüncesiyle her tür vakayla karşılaşılabilen acil servislerde çalışmayı tercih etmiştir. Zorunlu hizmet kapsamında Siirt Devlet Hastanesi ve çevresinde yaklaşık iki-üç yıl görev yapması, tıp fakültesi sonrasında hissettiği eksiklik duygusunun büyük ölçüde giderilmesini sağlamıştır.
Bu dönemde, tıbbın yükselen alanlarından biri olan Rejeneratif Tıp’a (Doku Yenileme) ilgi duymaya başlamıştır. Çevresel ve endojen etkiler sonucu dokularda oluşan yıpranma, yaşlanma ve dejeneratif değişimlerin; çeşitli rejeneratif uygulamalarla restore edilmesi ve gençleştirilmesi üzerine yoğunlaşmıştır.
Rejeneratif Tıp alanındaki uygulama eğitimlerini almak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde kapsamlı bir eğitim programına katılmış, Utah ve New York’ta bulunarak bu eğitimlerin pratik uygulamalarını gerçekleştirme fırsatı elde etmiştir. Aynı zamanda Türkiye’de de rejenerasyonu destekleyen ozon hemoterapi, mezoterapi ve akupunktur eğitimleri almıştır.
Bu eğitimlerin ardından başlangıçta yüz ve lokomotor sistem dejenerasyonları üzerine çalışmayı planlasa da, süreç içerisinde ürolojik dejeneratif hastalıkların tedavisine yönelmiştir. Özellikle International Society for Sexual Medicine bünyesinde edinilen deneyimler, rejeneratif uygulamaların ürolojik organ sistemleriyle birleştirilmesinde önemli katkılar sağlamıştır.
Sonraki dönemde ürolojik dejeneratif hastalıklar konusunda başarılı tedavi protokolleri geliştirerek hastalarına uygulamaya başlamış, sürekli inovasyon anlayışıyla elde edilen sonuçları daha ileri taşımıştır. Penil rejenerasyonda protein sentezini artırmak amacıyla, tüm vücudun antioksidan kapasitesini artırmaya ve oksidan üretimini azaltmaya yönelik çalışmalar yürütmüştür. Oksidatif strese neden olan toksinlerin vücuttan uzaklaştırılması ve organizmanın bu maddelere verdiği aşırı cevabın azaltılmasıyla inflamasyonun neredeyse sıfırlandığı sonuçlar elde edilmiştir. Bunun yanında, vücudun kendi ürettiği antioksidan miktarında sağlıklı bireylere kıyasla yaklaşık 1,5 ila 3 kat arasında artış sağlanmıştır. Bu gelişmeler, sistemik rejenerasyon alanında ulaşılan en ileri sonuçlar arasında değerlendirilmiştir. Dokular rejenerasyona son derece uygun hâle gelirken, lokal tetikleyici uygulamalar olmaksızın organizmanın kendini yenilemeye başladığı gözlemlenmiştir.
Bu çalışmalar yalnızca rejeneratif tedaviler alanında değil, aynı zamanda oksidatif stres döngüsüyle ilişkili olan Tip 2 Diyabet hastalarında da dikkat çekici iyileşmelerin görülmesine olanak sağlamış; böylece farklı bir hastalık alanında da yeni tedavi yaklaşımlarının önü açılmıştır.